ANASAYFA TR EN

ADALET SAVAŞI

Ankara'daki bir apartmanda yolsuzluk, suç ve kurumsal çöküşe karşı bir kişinin on yıllık hak arama mücadelesinin gerçek hikayesi.

ÖZET

Apartmanda Mücadele

On yıldan uzun bir süre boyunca apartman yaşamını çekilmez hale getirdiler. Özeti bile aşağıdaki kadar uzun ve bu daha başlangıç:

Bu ülkede, konu para ve kişisel çıkar olunca ilk çöpe gidenler hep adalet ve ahlak olur. "E dünya böyle, napalım" diye kendilerini avutmaya çalışırlar. Adaleti ve ahlakı savunan, gerçekten düzgün olan insanlar ise "anormal, asosyal, anti-sosyal", "karakteri bozuk" ve "başa bela" olarak yaftalanır (Darp davasının ilk duruşmasında, sanık avukatı benim karakter analizimi yaparak karakterimin bozuk olduğunu anlatmaya başladı, neyseki hakim "o konulara girmeyelim" diyerek durdurdu). İşte, sadece bu apartmanı değil tüm bu ülkeyi böyle bu hale getirdiler.

Oysa kural şudur: Ülke sorunlarından dem vurmaya başlamadan önce, kendi arka bahçeni temizleyeceksin. Vatan evlatları sınırları korumak için şehit düşerken, sen kıçının üstünde oturup, vatan topraklarında daha yanı başında olup bitenlere bile müdahale etmiyorsan, gözünü yumuyor, kulağını tıkıyorsan, vatan zaten elden gitmiş demektir. Asıl düşman kim ve nerede? Önce yanı başına bak. Önce aynaya bak!

Sürgünde Mücadele

Yukarıdakiler daha başlangıçtı. Şimdi de yıllar sürecek bir hukuki mücadele başlamıştı.

Hakaret ve Darp davaları

Yeni ikamet adresime gittikten birkaç ay sonra iki dava açıldığını gördüm:

Suç zinciri şikayetlerim

Hakaret ve darp davalarının, on yıllar süren bu suç zincirinden bağımsız, münferit olaylar gibi yargılanıyor olduğunu ve avukatımın da buna destek verdiğini görünce işin başa düştüğünü anladım. Aksi takdirde, trafikte tartışıp kavga eden insanlar arasındaki hakaret ve darp davalarından bir farkı kalmayacaktı.

Bu nedenle, tüm bu suç zincirini adli ve idari makamlara şikayet etmeye başladım:

1. Savcılığa "Sapık" hakaret şantajını şikayet ederken

2. Darp olayından 3 hafta önce Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına CİMER üzerinden

3. Çankaya Belediyesinin örtbas cevaplarını şikayet ederken

Çankaya Belediyesi, Savcılığın ilk yazısına "kaçak yapının kapısı kapatıldığı için mimari plana uygun hale gelmiştir, yapılacak başka bir işlem yoktur" ve Bakanlığa "ilgili yere giremedik" şeklinde yanıltıcı ve aklımızla dalga geçen cevaplar vererek kaçak yapıyı örtbas etti.

Bunun üzerine, Belediye ve diğer şüpheliler hakkında kaçak yapının örtbas edilmesiyle ilgili Savcılığa yeni bir suç duyurusunda bulundum. Savcılık Memur Suçları Bürosu, suçlanan Belediyeye tekrar bir yazı yazarak kaçak yapıyı sormuş. Belediye cevabında 2 defa "kaçak yapı" ifadesini kullanarak "kaçak yapının girişinin kapatıldığı ve yapacak birşey kalmadığı" şeklinde tekrar bir örtbas cevabı verdi. Buna itibar eden Savcılık Bürosu yeni şikayetimle ilgili de KYOK kararı verdi.

Bu durum, 60 yıllık 100m2 betonarme kaçak yapıyı sanki bu şahıslar 60 yıldır kendi başlarına koruyorlarmış ve Belediyenin verdiği çelişkili örtbas cevapları sanki yokmuş gibi saçma bir sonuç doğurduğu için tabii ki SCH'de itiraz ettim. Sonucunu bekliyoruz.

Bu özenle hazırlanmış dilekçeme, Savcılık Sahtecilik ve Dolandırıcılık Bürosu sadece birkaç gün içinde KYOK verdi. KYOK kararında aslında pek birşey yazmıyordu, çünkü 7 sayfalık karar yazısının 6.5 sayfası benim dilekçenin formatı bozuk şekilde kopyala-yapıştır haliydi. Karar metninin diğer kısımları pekçok hatayla doluydu ve en sonunda Savcılık Bürosu suç duyurusunda bulunduğum bütün bu konuların "hukuki ihtilaf" olduğunu iddia ediyordu. Yani, cinsel taciz olayları da dahil ihbar ettiğim herşey hukuki ihtilafmış!

Tabii ki, bu geçiştirme KYOK kararına SCH'de itiraz ettim. İtiraz etmeden önce de, aslında Savcılığın yapması gereken ASKİ'ye, TKGM'ne ve SGK'ya şikayetleri kendim yaptım. İtirazımın sonucunu bekliyoruz.

Ankara'da bile olmadığım için, daireme girip inceleme bile yapmadan verdikleri bu cevap, her sağanak yağmurda mutfağıma su fışkırmasının sebebi olarak birinci kat dairemdeki yepyeni pis su borularıymış gibi saçma bir sonuç doğurduğu için, ASKİ ve terastaki deliği açan şahıslar hakkında Savcılığa suç duyurusu dilekçesi verdim. Sonucunu bekliyoruz.

Kime Karşı Mücadele Ediyorum

Peki, bütün bu hukuksuzluklar nerede yaşanıyor? CHP'li Belediyeler neden bu suçları örtbas ediyor? Kim bu "dokunulmazlar"? Bu apartmanın özelliği nedir?

Bütün bunları pekçok basın-yayın kuruluşuna ve köşe yazarlarına e-posta ile veya X (Twitter @kwpnch) üzerinden defalarca ihbar ettim. Henüz geri dönen yok.

KRONOLOJİK DETAYLAR

2014-2015

"Dokunulmazlar Apartmanındaki" daireyi 2014 sonunda satın aldım. Kendilerini dokunulmaz zanneden küstah suç makinelerinin apartmanı olduğunu nereden bilecektim.

2015 Şubat'ında katıldığım ilk apartman toplantısında birşeylerin yanlış olduğunu anlamıştım. Çünkü, geçmişin hikayeleri zannettiğim kavga dövüş geçen bir toplantıydı, insanları bağıra çağıra susturuyorlardı.

Dairemi tamamen yenilettim ve Mayıs başında taşındım.

2016

Yasa dışı drenajın yapılması

Mart 2016'daki toplantıda pekçok gerçeği öğrendim. Toplantıyı teras kattaki dairelerin sahibi mimar şahıs istemişti. Terasın su yalıtımını yaptıracakmış, çünkü terasın altındaki daire de onunmuş ve sanırım tavanı sararıyormuş. Herkesten para toplandı.

Toplantıda anladım ki, bu inşaatçı şahıs meğerse kaçak işler uzmanıymış. Terasa bir delik açacağını ve yağmur suyunu pis su borusuna vereceğini söylediğinde, yağmur suyunu kanalizasyona vermenin cezası olan bir çevre ve toplum sağlığı suçu olduğunu ve apartmanı su bastıracağını söyledim. "Neremiz doğru ki" diye cevap aldım.

Nitekim, izleyen 8 sene boyunca her sağanak yağmurda evimi su bastı. Su fışkırıyordu, damlamıyordu. Fışkıran suyu kovalarla tutmaya çalışıyorduk.

Karşı komşumuzun susturulması

Toplantıda kapıcı dairesindeki şahısla ilgili de tartışmalar çıktı. Ben hala anlamaya çalışıyordum. Annemle yaşıt karşı komşumuz adamın oradan çıkarılmasını istiyordu. Kadını bağıra çağıra susturdular. Kadın artık oturduğu sandalyede tepinmeye başlamıştı. Ben hala karşı komşumuzun, kapıcının çıkardığı işten memnun olmadığı için çıkarılmasını istediğini sanıyordum; ki nitekim berbat temizlik yapıyordu, aslında tek yaptığı iş sadece akşamları çöpleri toplamaktı.

2016'daki bu toplantı benim katıldığım son apartman toplantısı oldu.

2017-2018

Kapıcı dairesindeki şahsın vukuatlarını öğrenmeye başlamıştık.

Polis baskınları

Bazen polis baskınları oluyordu. Giren çıkan kadınları gördüğüm için neden polis baskını olduğunu anlıyordum. Adam o yabancı uyruklu kadınların akrabası olduğunu söylüyordu; Orta Asya Türki cumhuriyetlerden gelen akrabalarıymış. Ne çok yabancı uyruklu kadın akrabası varmış.

Fuhuş iddiaları

2017'de dairemdeki bir iş için çağırdığım sıhhi tesisat ustasıyla apartmana girdik. Tam o sırada, kapıcı dairesinin bulunduğu bodrum kattan zemin kata doğru, merdivenlerden 2 kadın ve 2 erkeğin çıktığını gördük. Bizi görünce kaçar gibi apartmandan çıktılar. Bizi fark eden aşağıdaki kapıcı da arkalarından "tekrar beklerim, yine gelin" diye bağırdı.

Biz yukarıya çıkıp birinci kattaki daireme girdikten sonra, usta bana döndü ve ben daha hiçbirşey söylemeden, "adama bak ya, fuhuş yuvasına çevirmiş orayı" dedi. Apartmana ilk defa gelen bir kişi bile kapıcı dairesinde neler döndüğünü hemen anlamıştı.

Polis sorgulamaları

Sanırım yine o tarihlerde, annemle dairemden çıkıyorduk. Bizim kapıya doğru merdivenleri çıkan birisini gördük. Kimliğini gösterdi; sivil polismiş. Alçak sesle "kapıcı dairesinde yabancı uyruklu kadınlar gördünüz mü?" diye sordu. Giren çıkan birilerini gördüğümüzü, ama bilgimiz olmadığını söyledik. Yukarı dairelerdeki komşuların haberi olabilir dedik, çünkü 2 kat yukarıdaki komşulardan öyle şikayetler duymuştuk.

Karşı komşumuzun dolandırılması

2018 yazında, biz yokken, karşı komşumuz yaşlı kadının, kendini Savcı veya Polis diye tanıtan birileri tarafından dolandırıldığını ve bankadaki tüm parasını kaptırdığını öğrendik.

2019

Genç kıza sarkıntılık

Sanırım 2019 ilkbaharında, bir gece saat 22 civarı kapımız çalındı. Açtım. Merdivenden aşağıya doğru dizilmiş 10-15 genç erkek gördüm. Bizim kapıyı çalan genç "abi buralarda şu tarife uyan birisi var mı?" diye sordu. Anlattığı tarife uyan kişinin kapıcı şahıs olduğunu söyledim ve neden aradıklarını sordum. Genç, kız arkadaşlarının bu apartmanda oturduğunu ve o şahsın kızı öpmeye çalışarak taciz ettiğini söyledi. Ne yapacaklarını anladığımı, başlarının derde girmemesi için polisi çağırmalarını tavsiye ettim.

Gençler, kapıcı dairesine gidip kapısını çaldılar. Adam kapıyı açmadı. Dışarıda beklemeye başladılar. Dairem birinci katta olduğu için hemen herşeyi görebiliyordum. Birkaç dakika sonra adam dışarı çıktı; gençler adamı yakalayıp darp ettiler. Sonunda polis geldi, ama bizim apartmandan uzaklaştıkları için ne konuştuklarını duyamadım. Şikayetçi olan var mı veya tutanak hazırlandı mı bilmiyorum.

Ertesi gün annemle beraber aşağıya inip matbaa dükkanını işleten yöneticinin oğluna herşeyi anlattık. Yöneticinin oğlu "öyleyse bunu çıkaralım hemen" dedi. Ben bu kapıcının kim olduğunu sordum; tanımadığını söyledi. Kim getirmiş bunu dedim; "bilmiyorum ki" dedi. Sonradan öğrendim ki, kapıcı şahıs aslında onların tanıdığıymış (hatta uzaktan akrabası olduğu söyleniyor) ve adamı bulup getiren de kendisi ve yönetici babasıymış.

Tabii ki, kapıcıya hiçbirşey yapılmadı, boşa şikayet etmiş olduk; zaten kimi kime şikayet ediyorsun.

Yönetici olmak için imza toplama

Aynı tarihlerde, yönetici babası kapı kapı dolaşarak sanki toplantı yapılmış gibi imza toplayıp yine kendini yönetici seçtirmeye çalışıyordu. Zaten, 2016'dan sonra hiç toplantı yapmamıştı. İmza isterken de bir kredi başvurusu yapacağını söylüyordu, o nedenle yönetici olması gerekiyormuş (ne tür bir kredi olduğunu bilmiyorum). Zorluk çıkarmadık, imzayı attık. O sıralar hala insanca davranırsam, laftan anlarlar ve apartmandaki sorunların üzerine giderler sanıyordum. Meğerse sorunların başında kendileri geliyormuş.

Karşı komşumuzun vefatı

2019 sonunda eve döndüğümüzde, yöneticiye ve terastaki inşaatçıya karşı mücadele veren karşı komşumuz yaşlı kadının yaz aylarında vefat ettiğini öğrendik. Komşulardan öğrendiğimiz kadarıyla Savcılık ölümünü şüpheli bularak soruşturma başlatmış, ama sonunda ne olduğunu bilmiyorum. O kadının başına gelen herşey nedense biz orada değilken oluyordu.

2020

2020 başında, henüz salgın başlamadan önce ben yurt dışındaydım. Toplantı yapılmış, sadece tekrar kavgalar olmuş. Yani, göstermelik bir toplantı yapılmış.

Devamlı bozulan diyafon sistemi

Yine 2020 başında yurt dışından döndükten sonra, diyafonun çalışmadığını fark ettim. Diyafonun ana kartı kapıcı dairesindeydi. Gittim, kartın güç kablolarının çıkarılmış olduğunu gördüm. Kapıcı adama sordum, "bilmem ki" dedi. Kabloları geri taktım, diyafon çalıştı. Apartmandaki komşular bana teşekkür etti. Hatta matbaaya gidip, yöneticinin oğluna da bu işin kasıtlı olduğundan şüphelendiğimi söyledim; aslında herşeyden haberi olduğunu nereden bilecektim.

Aradan birkaç hafta geçtikten sonra diyafonun tekrar çalışmadığını gördüm. Tekrar indim, güç kabloları yine çıkarılmıştı. Kapıcı dairesindeki adama tekrar sordum, bu sefer itiraf etti, diyafon kartındaki devre elemanları çok ses çıkarıyormuş, o nedenle güç kablolarını o çıkarıyormuş. Kabloları tekrar taktım ve olanları tekrar yöneticinin oğluna söyledim.

O sırada, yöneticinin oğlunun apartmandaki bu sorunların üzerine gidiyor olmamdan hoşlanmadığını fark ettim. Kapıcı hakkında hiçbirşey yapılmayacağını o zaman anlamıştım.

Kaçak elektrik kullanımı

Sadece birkaç gün sonra, diyafonun tekrar çalışmadığını fark ettim ve kapıcı dairesine inmek için dairemden çıktım. Ama benim dairemde elektrik olmasına rağmen, apartmanın aydınlatma lambaları yanmıyordu. Yani, diyafon apartmanın elektriği kesik olduğu için çalışmıyordu.

Giriş katına indiğimde, yerde Enerjisa'nın kaçak elektrik ceza yazısını buldum. Nitekim, apartmanın elektrik sayacına mühür takılmıştı. Sayacın yanından kaçak elektrik için kullanıldığı belli olan bir tel çıkarılmış olarak duruyordu.

Cezayı alıp yöneticiye götürdüm. Yönetici matbaadaydı. Enerjisa'nın yanlış ceza kestiğini iddia etti. Sorduğum tüm sorulara geçiştirme, saçma sapan ve aklımla dalga geçen cevaplar verdiğini gördüm.

Sonra, yönetici kapıcı dairesindeki tanıdığına para verdi. Adam hemen cezayı ödemek için gitti. Ama gitmeden önce mührü söküp şalteri kaldırmıştı bile.

Yönetici ve oğlunun, kapıcı dairesinde olan biten herşeyden haberleri olduğundan ve kapıcı adamı koruduklarından artık emindim. Zaten, kapıcı adamın çayını ve hatta yemeğini matbaadan aldığını defalarca görmüştüm; bunlar çok yakındılar.

2023

Apartmanın yenilenmesi

2023 başında, yine ben yurt dışındayken bir toplantı daha yapmışlar. Apartmanın dışının tamamen tamir edilmesi ve boyanması, ana su kollektörünün ve boruların tamir edilmesi gibi işleri yapmaya karar vermişler. Nitekim, ben yurt dışından döndükten sonra hepsi yapıldı; apartman baştan sona yenilendi.

2024

Mutfağımı su basması

Nisan sonu Ankara'da şiddetli sağanak yağışlar oldu ve mutfağıma tekrar su fışkırmaya başladı. Gece yarısı kovalarla fışkıran suyu tutmak için uğraşıyorduk. Bu defa hepsini kamera kaydına aldım. Videoyu hem yöneticiye hem de terasın sahibi inşaatçıya gönderdim. Artık o deliğin kapatılması gerektiğini söyledim.

Yönetici bana ne, git inşaatçı şahısla konuş dedi. İnşaatçı şahıs ise, tamam kapattır dedi. Kamera kaydını gördüğü için alttan alıyordu. Ama kendileri hiçbirşey yapmaya niyetleri yoktu.

Yani iş başa düştü. Mağdur ettikleri adama deliğin üstünü kapattırdılar, parasını da ben ödedim.

O sırada, aynı ustaya üst katın borularını da tamir ettirdik. Aslında yağmur yağmadığı zamanlarda, yani sadece musluk suyu kullanımında görünürde bir sorun olmuyordu, ama üst kattaki tesisatın da yapılması gerekliydi. Yıllar sonra en nihayet onlar da tesisatlarını tamir ettirmiş oldular.

Trans bireyin taciz edilmesi

Tam herşey yoluna girdi derken, sadece birkaç gün sonra Mayıs başında, Cumartesi sabah erkenden bir şahsın bağırışlarıyla uyandık: "Taciz ediliyorum, kurtarın, kimse yok mu, birisi beni evine alsın" diye bağırıyordu.

Meğerse, kapıcı dairesindeki adam trans bir şahsı taciz ediyormuş. Giriş katındaki dairede oturan kadın komşumuz ve o sırada işe giden başka bir komşumuz da olaya şahit olmuşlar. Olaydan sonra, giriş kattaki komşumuz gelip neler olduğunu anlattı.

Artık yeter dedim. Bu son taciz olayını anlatan ve kapıcı dairesindeki şahsın derhal oradan çıkarılmasını talep eden bir ihtarname taslağı yazdım. Taslağı, telefon numarasını bildiklerime WhatsApp üzerinden, diğerlerine de fotokopiciden çıktısını alarak tüm apartman sakinlerine ve kat maliklerine verdim (tüm masrafları kendi cebimden ödedim).

Denetçi toplantısı

6 Mayıs 2024'te, yönetici telefon edip matbaaya çağırdı. İhtarname taslağını duymuş. Bana, kapıcı adamı çıkaramadığı ve adamın apartmandan para koparmak için SGK'ya şikayet tehdidinde bulunduğu yalanını anlattı. Ben de "SGK ne ceza yazarsa yazsın fark etmez, verdim gitti" dedim. Ben cinsel tacizden bahsediyordum, o ise para diye cevap veriyordu.

7 Mayıs 2024'te denetçi toplantısı yapıldı. Kapıcı dairesindeki şahıs taciz olayı ve diğer tüm vukuatlarıyla ilgili denetçi ve benim tarafımdan sorgulandı. Sorduğumuz herşeye aklımızla dalga geçen cevaplar verdi.

O toplantıda, denetçinin iyi niyetli ama hiçbirşeyden haberi olmayan birisi olduğunu fark ettim. Çünkü, toplantıda şahsın söylediği saçmalıkları dinledikten sonra, "ya kapıcı dairesinden çıkarsın ya da mahkemelik oluruz" dedi. Yani anladım ki, kapıcının aslında yöneticinin akrabası veya yakını olduğunu bilmiyormuş. O da kapıcının SGK'dan para koparmaya çalıştığı ve bu nedenle yöneticinin apartmanı korumaya çalıştığı için adamı çıkaramadığı yalanına inanıyormuş.

Denetçi toplantısında yönetici tamamen kapıcı adamı destekledi, korudu ve tüm vukuatlarını basitleştirmeye çalıştı. Hatta kapıcıyı üzerime salmaya çalıştı. Kapıcı tarafından cinsel tacize uğrayan kızla ilgili olarak, yönetici kapıcı için "genç kızın omzuna dokunmuşsa ne olmuş" dedi. Yöneticinin söylediği yalanlara inanmadığım için bana "kalın kafalı, kafan almıyor mu" dedi ve sinkaflı küfürler savurdu.

Yönetici, taciz olayının şahidi kadın komşumuzu da toplantıya çağırdı. Ama kapıcının aleyhine ifadeler verdiği için kadını azarlayınca, komşumuz "benimle böyle konuşamazsın" demek zorunda kaldı.

Denetçi toplantısı sırasında bu konuları konuşmak üzere apartman toplantısı yapmaya karar verdiler. Ben de yapılacak olan toplantıya kiracıların da katılmasının sağlanmasını denetçiden istedim, kabul etti, kiracıları da bir ara içeri alır dinleriz dedi.

Sonradan, yönetim 14 Haziran'da apartman toplantısı yapmaya karar verdiklerini açıkladı.

İhtarnameler

Bütün bu olaylarda benim ana kuralım hep şu oldu: O saldırdıkça sen vitesi yükselt.

Bu kurala uygun olarak, denetçi toplantısıyla ilgili tüm bu detayları ihtarnameye ekledim. Ayrıca, ihtarname sayısını ikiye çıkardım. İlki kapıcı dairesi ve ikincisi de apartmanın ön bahçesinin altındaki kaçak yapıyla ilgili idi. Yönetici ve oğlunun, apartmanın hem kapıcı dairesini hem de ön bahçesini işgal ettiklerini artık tamamen anlamıştım.

Nitekim, matbaa makinalarıyla doldurarak kullandıkları ön bahçenin altındaki kaçak yapıya, 2024'e kadar geçen 9 senede defalarca girmek zorunda kalmıştım. Çünkü, apartmandaki tüm sorunlarla ilgili dükkana indiğimde, onları genelde zemin katta bulamıyordum, kaçak yapıdaki matbaa makinalarının başında oluyorlardı.

Herkes sindi

İhtarnamelerin son halini yine hemen herkesle paylaştım, gelin imza atın dedim. Ama, denetçi toplantısından itibaren geçen 1 aydan fazla sürede, kimse gelip imza atmadı. "Sizi destekliyoruz, arkanızdayız" diyenler ortadan kayboldu.

Telefonla tehditler

5 Haziran'da yöneticinin oğlu telefonla aradı. "Benim hakkımda ileri geri konuşuyormuşsun, millete kaçak yapıdan bahsediyormuşsun, bahsetme, yukarı çıkar beynini s.kerim" diye tehditler savurdu.

Hemen polis karakoluna gidip şikayetçi oldum ve ifademi de apartmandakilere gönderdim. Ama sonradan öğrendiğim üzere, ses kaydı olmadığı için Savcılık KYOK vermiş.

İhtarnameleri gönderdim

Baktım gelen giden yok, ve toplantı tarihi de yaklaştı. 10 Haziran 2024'te iki ihtarnameyi de yönetime iadeli taahhütlü postayla gönderdim.

İhtarnameleri ertesi gün almışlar. Toplantı gününe kadar geçen sürede, aşağıdaki dükkanda bağıra çağıra konuştuklarını da duyuyordum. Beni susturmak için bir yol bulduklarını söylüyorlardı. Yönetici birisine "mahkemeye gitmeden çözüm olarak ben bunu buldum" diyordu. Toplantı günü için birşeyler planlıyorlardı.

14 Haziran'dan önce, toplantıya katılmayacağımı, ama toplantı günü apartmanın girişinde bekleyeceğimi herkese mesaj atarak bildirdim.

14 Haziran toplantısı

14 Haziran'da, toplantı öğlen 12'de başlayacaktı. Söz verdiğim gibi, apartman kapısına çıktım. Yarım saat milletin gelmesini bekledim, tek bir kişi bile gelmedi.

Onlar yerine, bu yönetici, onun azmettiricisi ve yöneticinin oğlu dükkandan çıkıp benim üzerime yürüdüler, hakaretler ve tehditler savurdular. Beni sindirmek için yapmadıkları kalmadı.

Tüm bunları 15 dakika boyunca cep telefonu kameramla kaydettim. Sonradan bu kamera kaydının, Savcılıkça 18 sayfalık bilirkişi raporunda video çözümü yaptırıldı. Videoda ve bilirkişi raporunda kaçak yapıyı açıkça itiraf ediyorlardı ve yargıya/adalete meydan okuyorlardı. Yöneticinin oğlu, salon camındaki, arabama doğru bakan araç kameramı söktürmek için şikayet ettiğini söylüyordu. Ama ben kaale bile almadım, kamerayı sökmedim. İyi ki de sökmemişim, çünkü darp olayının tek kamera kaydını o kamera sayesinde aldım. Zaten, o sırada yaptıkları "Sapık" şantajının amaçlarından biri de o kamerayı söktürmekmiş; 6 ay sonraki darp olayında anladım.

Avukat tuttum

14 Haziran'da yaşadıklarımdan sonra avukat tutmaya karar verdim. Zaten, kamera kaydında defalarca beni dava açmaya zorluyorlardı; "açsana hadi" diyorlardı, "avukat tutacaksın beyefendi" diyorlardı.

Avukat tuttuktan sonra, Ankara'dan ayrıldım.

Aralık 2024: Hakaret şantajı ve kaçak yapı şikayetleri

Tuttuğum avukat 6 ay boyunca hiçbirşey yapmadı. Bu nedenle, biraz da acele ederek Aralık başında Ankara'ya döndüm. Acele ettim, çünkü "Sapık" şantajını şikayet etmek için süre dolmak üzereydi.

Ankara'da ilk olarak, Savcılıktan telefonla tehdit şikayetimin KYOK kararını aldım.

Sonra, aslında avukatımın şikayet etmesi gerekiyordu, ama bu konuda da hiçbirşey yapmadığı için, kendim Savcılığa gidip 14 Haziran'daki "Sapık" hakaret ve şantajını şikayet ettim. Savcı bu şahsın neden bana bu hakaretleri ettiğini sordu; kaçak yapıdan bahsettim. Bu nedenle, şikayetimi hem "Sapık" hakareti hem de kaçak yapı olarak aldılar. Yani, şikayetimle ilgili iki soruşturma yürütüldü. Nitekim, aylar sonra hakaret davası açıldı, ama kaçak yapıyla ilgili KYOK verildi, aşağıda tekrar değineceğim.

Ayrıca, 2 Aralık'ta CİMER üzerinden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına kaçak yapıyla ilgili bir şikayet dilekçesi gönderdim. Onlar da Savcılık gibi Çankaya Belediyesine yazı yazmışlar ve Belediyeden gelen örtbas cevabına itibar ederek aylar sonra konuyu kapattılar.

Darp olayı

Meğerse, Çankaya Belediyesine giden şikayetlerimden sonra, Belediye ekipleri apartmana gelmiş ve yönetici ve oğluna kaçak yapıdan ceza yazmış.

24 Aralık'ta öğle civarı, annemi göz muayenesi için hastaneye götürecektim. Arabamın camlarını silmek için aşağıya indim. Tam bitirmek üzereyken, yönetici dükkandan dışarı çıktı ve "utanmıyor musun" diye başladı. Muhatap olmamak için apartmanın girişine doğru yöneldim, koşarak geldi, önümü kesti, yakama yapıştı ve "bizi şikayet edip ceza yazdırırsın ha" dedi.

Kendimi zor kurtardım. Belki geri çekilir diye cep telefonumu çıkarıp kayıt almaya başladım. Ama, baba oğul beni kovalamaya başladılar. "Gel de içeri bak" diye beni içeri sokmaya çalışıyorlardı, kim bilir bodrum katında bana ne yapacaklardı. Bu arada, "götünü s.keceğim" diye tehditler savuruyorlardı. Etrafta polis aradım, ama bulamadım.

Annemi hastaneye götürmek için geri dönmek zorundaydım. Arabaya yaklaştığım sırada, babası elime vurup telefonumu yere düşürdü. Tam öne eğilip telefonu almaya çalışırken, tekme tokat vurmaya başladı; cep telefonunu yerden alıp alamadığımı bile hatırlayamıyorum. "Napıyorsun sen" diye doğrulduğum sırada, oğlu fırsat kolluyormuş, sağ arkamdan uçarak geldi ve çok şiddetli bir yumruk savurdu (sağ çenem hala iyileşmedi). Belki de, babasıyla aynı anda vurdular, çünkü ben öyle bir uçtum ki birkaç metre ötede yere düştüm, kafam yere çarptı, şapkam, gözlüğüm, telefonum, ev anahtarım falan her yere dağıldı. Baba oğul, ben yerdeyken tekmelemeye ve vurmaya devam ettiler. Bir ara kendimi kurtardım ve sokakta uzaklaştım.

Ama eşyalarım etrafa saçılmıştı. Onları toplamak için geri döndüğümde tekrar saldırdılar. Bu sefer parka doğru kaçmaya çalıştım, ama yine yakaladılar, yere yatırdılar. Önce oğlu sol yüzüme, tam çeneme defalarca yumruk attı, sanırım işte o zaman çenemi kırdılar. Sonra beni yüz üstü yatırıp üzerime çıktılar. Oğlu kafama yumruklar atarken, babası parmaklarını sokup ağzımı yırtmaya çalışıyordu.

O sırada annem tüm olanları kameranın yanındaki salon penceresinden görmüş ve yardım edin diye bağırıyormuş. Annemin pencerede bağırışlarını duyan motokuryeler ve etraftaki birkaç kişi gelip bunları üzerimden aldı. Kendimi kurtarınca, sokağa gidip tekrar eşyalarımı toplamaya çalıştım, şapkamı ve gözlüğümü buldum, ama cep telefonum hala kayıptı.

Motokurye gençlerden biri gitmedi, yanımda kaldı. Telefonum olmadığı için ondan rica ettim, o polisi aradı.

Bu arada, yöneticinin oğlu camdaki anneme "S.ktir git" diye hakaret ediyordu. Babasıyla beraber, hem bana hem de anneme "bela bu ya, manyak" diye hakaret ediyorlardı. Anneme "oğlunu uyarmıştık" diyorlardı.

Anneme 9. defa "s.ktir git" demesi üzerine, karşı kaldırımdan oğluna "annemle böyle konuşamazsın" dedim. Koşup geldi, beni tekrar darp etmeye çalıştı. Motokurye genç araya girip onu durdurdu. Nitekim, motokurye genç polis gelene kadar bekledi. Polis gelene kadar birkaç defa daha bana saldırdılar ve o araya girdi. O motokurye gence teşekkür borcum var.

Bir ara, nasıl olduysa, cep telefonumun benim arabanın iki arkasındaki arabanın altında olduğu gördüm. Oysa, ben telefonu ararken "gitti o gitti" diye dalga geçiyorlardı, meğerse telefonuma tepmişler ve o arabanın altına gitmiş. Gittim, hemen telefonumu aldım. O sırada arkamdan koşup bana engel olmaya çalıştılar, ama telefonumu buldum. Telefon kırılmıştı.

Olayı gören 10 kadar Türktelekom çalışanı dışarı çıkmıştı, yanlarına çağırdılar, "buraya gel, burada sana birşey yapamazlar" dediler; yanlarına gittim, orada polisi bekledim.

Polis gelince, polise olayı anlattım. O sırada annem aşağı inmiş, beraber yukarı çıkarken polis rapor alıp karakola gitmemi söyledi; annemle beraber yukarı çıktık.

Acil Servis

Yukarı çıktığımda pek vaktim olmadığı için, sadece kameranın elektriğini kestim. Kamera kaydını kontrol edemedim ve CD'ye kaydedemedim. O sırada bilmiyordum, ama kamera bütün bunları kaydetmiş. O kamera bazen dururdu, ama neyseki bu defa herşeyi kaydetmişti.

Annem ablamı aramış, bir süre sonra o geldi. Kamerayı yanıma aldım, Hacettepe Acil servise gittik.

Acilde muayene ettiler ve ilk adli raporu hazırladılar. Raporu aldım, tam karakola gideceğim sırada aynı acil servise ambulansla annemi getirdiler. Annem kalp krizi geçirmek üzereymiş. Apartmandaki oturan bir genç kız görmüş, ambulans çağırıp gelene kadar yanında beklemiş.

Annemi yoğun bakıma aldılar, kan tahlili yaptılar. Ben karakola gitmek zorunda oluğum için ablam onun yanında kaldı.

Karakol

Karakolda, bu baba oğul şahıslar da vardı. Beni onlardan uzak bir yere oturttular. Ama, babası gelip kafasını sallayarak şikayetçi olmayayım diye bana gözdağı vermeye çalışıyordu. Oradaki polise şikayet ettim; benden uzaklaştırdılar. Bunu gören etraftakiler bana geçmiş olsun diyordu.

İfademi verdim, ilk raporu verdim ve bunlardan şikayetçi oldum. Polisler hemen anneme gitmemi söylediler.

Tam kapıdan çıkarken, babası kapıda bekliyormuş. "Puşt" diye hakaretler savurdu. Tekrar karakola girdim, kapıda bekleyen komisere şikayet ettim; komiser adamı kolundan tutarak karakola soktu.

Tekrar Acil Servis

Acil servise geri döndüğümde annem hala yoğun bakımdaydı. Ben de Acilin girişinde hayrına dağıtan birinden çorba ve ekmek aldım. Ama, çenemin her iki tarafından da yumuşak ekmeği bile çiğneyemedim. Sadece çorbayı içebildim.

Çenemde birşeylerin yanlış olduğunu anlamıştım. Tekrar acil servise girdim ve yumuşak ekmek bile çiğneyemediğimi söyledim. Bu defa, tomografi çektiler ve yaklaşık yarım saat sonra çenemin kırık olduğunu söylediler. Daha detaylı bir nörolojik kontrol yaptılar ve çene kırığıyla ilgili olarak da sabah Diş Fakültesinde Ortodontiye gitmemi istediler.

Bu arada, annemin tahlil sonuçlarını beklerken, annemi çıkarsak mı diye bir ara düşünmüştük; iyi ki çıkarmamışız. Çünkü, kan tahlili sonuçlarında annemin kardiyak enzimlerinin sınır derece yüksek olduğu ve her an kalp krizi geçirebileceğini fark ettiler. Anjiyo yapıp yapmamaya karar vermeye çalışıyorlardı. Annemden 10 dakikada bir kan alıyorlardı, ama sonuçlar hep aynıydı, her an kalp krizi geçirebilirdi.

Bu sırada, ablam acil serviste kaldı. Ben eve gidip kendimi temizledim, polise ve avukatıma vermek için kamera kaydını CD'ye çektim, ve tekrar acil servise döndüm. Acil servisten çenemin kırık olduğunu yazan yeni adli raporu aldım.

Ben oradayken ablam eve giti ve geri geldi. O geldikten sonra, sabah ben ortodontiye gittim. Ortodontide ağzımın 3 boyutlu görüntüsü çıkardılar. Normalde 20 dakikada biten işlem çenem kırık olduğu için 3 saat sürdü.

Bu arada avukatım geldi, kamera kayıtlarını ve yeni adli raporu ona verdim; avukatım karakola götürdü.

Annemin ameliyat

Akşam geç vakit Ortodontide işim bittikten sonra annemi başka bir hastaneye naklettiklerini öğrendim. Anjiyo yapmaya karar vermişler, ama Hacettepe çok yoğunmuş. Ben diğer hastaneye vardığımda annemin anjiyo neredeyse bitmek üzereydi. Ameliyat bitince annemi odaya çıkardılar.

O sırada, ortodontiden bir profesör aradı ve ertesi güne kadar asla hiçbirşey yememem gerektiği konusunda uyardı. Kırık tedavisi için çenemi nasıl sabitleyeceklerini anlattı ve en yumuşak makarna bile yersem durumu kötüleştireceğini anlattı. O akşam refakatçi olarak annemin yanında kaldım, ablam eve gitti.

Sabah annemi taburcu ettiler. Onu eve götürdükten sonra, doktorumun istediği tıbbi malzemeleri satın alarak tekrar ortodontiye gittim. Çenemi sabitlemek için gerekli olan braketleri dişlerime 4-5 saatte ancak taktılar.

Çenem sabitlendi

Ertesi sabah, 27 Aralık'ta splint yapılmıştı. Ortodontide splinti taktılar ve lastiklerle çenemi sabitlediler.

Ortodontiden çıktıktan sonra, Amerikan pasajına gidip sıvı protein türü birşeyler aldım; henüz çenem sabitken nasıl besleneceğimi bilmiyordum. Artık ağzımda splint olduğu için konuşamıyordum, dediklerim anlaşılmıyordu; satıcı gençle ancak yazışarak anlaşabildim. Çenemin sabitlendiği o ilk gün, ilk sıvı öğünü içmem 2 saatten fazla sürdü.

2025

6 haftalık tedavi

Çenemin sabitlenmesini izleyen 1.5 ay boyunca 3-4 günde bir ortodontiye gidiyordum, çenemi sabitleyen lastikleri değiştiriyorlardı, kontrol ediyorlardı. Arada bir-iki defa Plastik cerrahiye de gittim, ama onlar genelde ortodontinin yaptığı işe bakıp herşey yolunda diyorlardı, o kadar.

Bu 6 haftalık sürede dişlerin en arkasındaki açıklığa pipet sokmaya çalışarak sadece sıvı birşeyler içebiliyordum. Ama farklı pipetler denedim, herhangi bir pipet olmuyordu; ortopedideki doktorumun verdiği, sadece dişçi koltuğunda tükürük emmek için kullanılan, ucu kıvrılabilen pipet işe yarıyordu.

Sıvı yiyecekleri hazırlamak her defasında 3 saat sürüyordu. Çok iyi pişirip, blenderdan geçirdikten sonra süzgeçle süzmek gerekiyordu; yoksa parçacıklı şeyler pipetten asla geçmiyordu.

Hazırladığım zeytinyağlı sıvı yemek yanında en önemli besin kaynağım, vitamin mineral almak için çaya karıştırdığım bebe bisküvisi (bir kupa çaya 5 bisküvi bile atsam hepsi eriyordu) ve kalsiyum almak için yoğurttan yaptığım ayrandı. Günde birkaç defa bunları içmeyi rutin hale getirdim.

Bu çene sabitleme, dişlerin tamamen birbirine değecek şekilde ağzını kapatmaya benzeyen birşey değil. Çenenizi kapatıp dişlerinizi sıkarak benzer birşey yapamazsınız, taklit edemezsiniz. Çünkü çene sabitlemede dişlerin arasında splint denen şey var. Üstelik, eğer eksik dişin yoksa (ki benim yok), tek açıklık işte o dişlerin en arkasındaki ufak açıklık kalıyor. Çenen böyle sabitlenince, konuşamıyorsun, çıkardığın sesleri kimse anlamıyor. Ağızdan nefes almak çok zor olduğu için burnun tıkanmaması lazım. O nedenle, nereye gidersem gideyim hasta olmamak için mutlaka maske takıyordum.

Çenem kırık ve sabitlenmişti, yemek yiyemiyordum, konuşamıyordum ve doğal olarak halsizdim. Ama bir hastanede bakılmıyordum veya bakıcım yoktu. Sadece kendime bakmak değil, herşeyi ben yapmak zorundaydım; hem market alışverişini yapıyordum, hem hastaneye gidip geliyordum, hem de annemin ilaçlarını eczaneden alıyordum.

Üstelik, aşağıdakilerin tehditleri devam ediyordu. Çünkü, babası beni gördü mü üzerime yürüyordu, kovalamaya çalışıyordu. Hatta tedavimin son iki haftasında hastaneye gidemedim, çünkü adam apartmanın önünde uzun bir sırıkla beni bekliyordu (kamera kaydı var), dükkana girip o sırıkla tavana (bizim tabana) vuruyordu. Kapıcı dairesindeki akrabaları beni gördüğünde üzerime yürüyüp omuz atmaya çalışıyordu. Bu nedenle, Pazar günleri hariç ablamı da apartmana getirtmiyordum.

O 6 haftada neler yaşadığımı ancak ben bilirim. Nitekim, 6 haftanın sonunda 55 kilonun altına düşmüştüm.

Çenemin açılışı

Plastikteki hoca 4. haftadan sonra splinti çıkarabileceklerini söylemişti, ama çıkarmadılar. Zaten ortodontideki hocam daha erken olduğunu söylüyordu. O zaman moralim çok bozulmuştu.

Altıncı haftanın sonunda splinti çıkardılar. Son iki haftasında aşağıdakiler yüzünden kontrollere gidemediğim için lastikler neredeyse kopmak üzereydi. Günde 5-6 defa dişlerimi fırçalayıp Listerin ile çalkalamış olmama rağmen, splint ve dişlerimin ne durumda olduğunu görseydiniz şaşardınız. Ayrıca, diş taşları oluşmuştu; doktorum temizledi. Doktorlar çenemin solundaki kırığın iyi durumda olduğunu ve fazla zorlamadan birşeyler yiyebileceğimi söyledi.

Ama, splint çıkarılıp çenem açıldıktan sonra, hemen çenemi eskisi gibi kullanmaya başlayamadım; hatta ilk defasında dişimi bile zor fırçaladım. Ortodontiden fizik tedaviye gönderdiler. Doktorlar, çene 6 hafta sabit durunca, çene eklemlerinin etkilendiğini söylediler. Nitekim, Fizik Tedavide çene egzersizleri verdiler.

Ama, çenemde bundan daha kötü bir durum olduğu belliydi. Çünkü, izleyen 2 hafta boyunca çenemi kullanırken fark ettim ki, sağ çene eklemi civarında başka bir sorun var. Sağ eklem fazla serbest hareket ediyordu, kırtlama sesleri geliyordu, hatta bazen birşey batıyordu. Bu nedenle, tekrar plastikteki doktora gittim, ama oradaki gençler beni 2 saat beklettikten sonra takma kafana cevabını verdiler. Oradan bir şey çıkmayacağını anlayınca, hemen fizik tedavideki doktora gittim ve sorunu anlattım. Bu doktor eklemin fazla serbest haraket ettiğini hemen fark etti. Fizik tedavideki profesör de muayene ettikten sonra çene (TME) MR'ına gönderdiler.

Mart başında çene MR'ı çekildi. Yaklaşık 10 gün sonra sonuç çıktı. Raporda eklemin içinde sorun olmadığı yazıyordu. Fizik tedavi de eklemin neden fazla serbest hareket ettiğini anlamadıysa da sorun yok dedi. Ortodontideki hocam ise sağ kapsülde sorun olabileceğini ve sesin oradan geliyor olabeceğini söyledi. Ama zaten ciddi bir travma atlattığımı, sağ çenenin düzelip düzelmeyeceğini bilmediğimiz için artık daha fazla uğraşmamın pek anlamı olmayacağını söyledi.

Nitekim, sağ çene eklemim hala iyileşmedi ve pek iyileşecekmiş gibi de durmuyor. Soldaki kırık bazen hafif ağrısa da iyi durumda sayılır. Ama alerjim olursa her iki çene eklemi de ağrıyor.

Hacettepenin raporunda, yaşadığım bu çene kırığı 5 üzerinden 3. seviye, yani orta en üst seviyeden zorluk taşıyan bir sağlık sorunu olarak yazıyordu (sanırım 4. ve 5. seviyeler ameliyat gereken durumlar içinmiş). Mahkeme buna göre ceza verirmiş.

Daireyi terk ediş

Çenem açıldıktan sonra 1.5 ay daha geçmiştii ama ben hala Ankara'da MR sonucunu beklediğim için, aşağıdakilerin tehditleri nedeniyle kaçamak yaşıyordum. Örneğin, akşam onlar gidene kadar bekleyip ondan sonra alışverişe gidiyordum. Bazen 8:30'a kadar dükkanda kalıyorlardı; o nedenle çoğu market kapanmış oluyordu, sadece bir market 10'a kadar açıktı.

Annem de geçen 3 aylık sürede hiç dışarı bile çıkamamıştı. Doktora gidememişti. Kimseye kapı açmıyorduk.

Bu sürede evi tamamen topladım, herşeyi karton kutulara koydum. Toplanmayı bitirdiğimde ertesi gün taşınabilecek durumdaydık.

Tüm bunların nasıl bir psikoloji yarattığını bilemezsiniz.

Bu nedenle, MR raporu çıktıktan ve ortodonti hocasıyla konuştuktan birkaç gün sonra, 15 Mart'ta, gece saat 3-4 civarı yazlığa götürebileceğim ve sığdırabileceğimi hesapladığım herşeyi arabaya doldurdum (haftalarca ölçüp biçip arabayı ne kadar doldurabileceğimin hayalini kurarak hazırlanmıştım, neyseki doğru hesaplamışım, çünkü hazırladığım herşeyi arabaya sığdırabildim). Saat 7 civarı arabayı tamamen doldurmuştum. Evi dikkatlice kapatıp annemle yazlığa doğru yola çıktık.

Öğleden sonra yazlığa varmıştık. İşte ondan sonra rahatlayabildim, çünkü artık aşağıdakilerin tehdidiyle yaşamıyordum. Örneğin, istediğim zaman dışarı çıkabiliyor ve alışveriş yapabiliyordum.

İki hafta sonra ablam ve babam da yazlığa geldi.

Hakaret ve Darp davaları açıldı

Darp olayıyla ilgili polisin hazırladığı dosya ancak Mart başında Savcılığa gitmişti.

Hakaret davasının Temmuz sonunda açıldığını e-devletten öğrendim.

Darp davası da Ağustos başında açıldı.

UYAP ve Gemini

O vakte kadar UYAP kullanmıyordum; e-devletten davaları gördükten sonra UYAP'ı kullanmaya başladım.

Gördüm ki, darp davasında benim ve annemin dosyalarımız birleştirilmişti, ama Savcılık annemin şikayetiyle ilgili KYOK kararı vermişti. Benim avukat da Savcılığın doğru karar verdiğini düşünüyordu; o da annemin kalp krizi ile benim darp edilmem arasında illiyet bağı olmadığını söylüyordu.

Oysa, annemin şikayeti "sözel şiddet" idi. "Sapık" hakaret kabul edilirken nasıl olur da 9 adet "S.ktir git" hakaret olmaz? Savcılık kamera kaydı olan bu sinkaflı hakaretlere KYOK kararı vermişti ve benim avukat da itiraz etmemişti.

İşte o zaman tek başıma olduğumu anladım; ne yaparsam ancak kendim yapacaktım. Aslında avukatlar pek birşey yapmıyor, detayları takip etmiyor, benim avukatım ne olup bittiğini bile anlamamıştı.

Bu nedenle, UYAP'a hergün girip gelişmeleri kontrol etmeye başladım.

Ayrıca, yapay zekadan yararlanabileceğimi fark ettim. Önce, yargı süreçlerini ve hukuki terimleri Gemini'a sorarak başladım. Sonra, aslında Gemini'ın hukuktan çok iyi anladığını ve her türlü hukuki belge okuyup yazabildiğini fark ettim.

İş başa düştü

2024 Haziran'ında avukat tutmamın sebebi, kaçak yapı, kapıcı dairesi ve terastaki delikle ilgili davalar açmasıydı. Aradan bir yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen, elimizde o davalar yerine, artık darp ve hakaret davaları vardı. Sonuçta, tuttuğum avukat sadece o ceza davaları ve ilgili tazminat davalarıyla ilgilenecekti.

İşin özü, kendim uğraşmazsam, hakaret ve darp davalarının sebebi olan, 10 senedir uğraştığım tüm bu asıl konularla ilgili Savcılık ve avukatım dahil kimsenin hiçbirşey yapmaya niyeti yoktu. Zaten kaçak yapıyla ilgili ilk şikayetime Savcılığın KYOK vermesinden bu kolayca anlaşılıyordu. KYOK kararı bana tebliğ edildiğinde henüz UYAP kullanmıyordum. O nedenle avukatımdan KYOK'a itiraz etmesini istemiştim; etmiş, ama reddedilmiş. Avukatıma defalarca sormama rağmen hala red cevabında ne yazdığını öğrenemedim.

Üstelik, kendi başıma 10 senedir uğraştığım bu konularda yardımcı olsun ve dava açsın diye tuttuğum avukatım beni vazgeçirmeye çalışıyordu, "madem artık orada yaşamıyorsun, ne uğraşıyorsun, bırak naparlarsa yapsınlar" diyordu. Sanki ben evimi kaybetmemişim, sanki çenemi kırmamışlar, hakaret ve tehdit etmemişler, sanki annem neredeyse ölmüyormuş gibi. Yani, avukatıma ve yargıya kalsa ortada ilkokul çocukları arasındaki kavgalarda olduğu türden basit bir hakaret ve trafikte kavga edenlerde olduğu türden münferit bir darp olayı vardı. Herşeyi böyle bağlamından soyutlayarak kapatıp gideceklerdi.

Nitekim, hakaret davasında öyle de oldu; ön ödeme ile dava kapatılmak üzere.Yargı bana yapılan hakareti (ki o basit bir hakaret değil; aslında bir sapık iftirası/şantajı), bana sormadan 13binTL'ye sanıklara sattı (9binTL ceza + 4binTL mahkeme masrafları). Yani, isteyen herkes gelip 13binTL'ye bana hakaret edebilir; hatta iftira atabilir veya şantaj kurabilir, çünkü nasıl olsa hakaret diye basitleştiriliyor.

Yani iş başa düşmüştü. UYAP ve Gemini'ı kullanarak herşeyi ben yapmalıydım.

UYAP Editör ve Mobil İmza

Savcılığa veya mahkemeye dilekçe vermenin iki yolu var: Çıktı alıp elden vermek veya UYAP'tan göndermek.

Ankara'da olmadığımdan, elden vermek için buradaki adliyeye gitmem gerekiyordu; ki hakaret davasının darp davasıyla birleştirilmesi için yazdığım ilk beyan dilekçemi adliyeye giderek mahkemeye gönderdim.

Ama, dilekçe boyutu uzunsa ve dilekçe ekleri fazlaysa, elden vermek hiç uygun değil. Çünkü, sayfalar dolusu çıktı alıp adliyeye götürmek ve onların da tüm sayfaları tek tek taratması gerek. Dahası taratılan dosyaların görüntü kalitesi çok kötü oluyor (adliyedeki tarayıcılar pek iyi değil, ama en iyi tarayıcı bile olsa çok iyi bir kalite beklememek lazım). Oysa, ekler arasında detayın önemli olduğu fotoğraf veya tahsilat makbuzu gibi belgeler varsa, tarama kalitesi çok önemli. Bu arada, ses ve kamera kaydı gibi delilleri ancak CD veya USB bellek ile verebiliyorsunuz.

Bu nedenle, mümkün olan tüm yargı işleri için UYAP'ı kullanmak çok önemliydi. Ama bunu yapabilmeniz için dilekçeyi UYAP editörünü kullanarak yazmanız ve elektronik imzalamanız gerekiyor.

Avukatların USB key kullanarak imzalamaları mantıklı olabilir, ama benim gibi sıradan vatandaş için mobil imza daha uygundu. Mobil imzaya uygun bir SIM kart almanız, mobil imzayı aktive etmeniz ve mobil imza paketi satın almanız gerekiyor. Tüm bunları Turkcell'den yapmak aslında çok kolay; yaşadığım tek sorun olarak, mobil imza uyumlu 128K SIM kart bulmak için 3 hafta uğraştım. Ama en sonunda, Eylül'ün 3. haftasında, artık UYAP editörü kullanarak yazdığım dokümanları elektronik imzalayabiliyordum.

Gemini'ı nasıl kullandım

SIM kartı bulmam 3 hafta sürdüğü için, Gemini'ı kullanarak kaçak yapı hakkındaki suç duyurusu dilekçesini yazmak için oldukça uzun bir vaktim oldu. Bu sırada, Gemini'la nasıl hukuki doküman yazabileceğimi de öğrendim. Örneğin, tüm bilgileri içeren bir taslak yazmak önemli; Gemini taslak düzeltmede ve onu hukuki bir dile çevirmekte çok başarılı. Ama, o durumda bile hatalar yapıyor ve hatta taslaktaki bilgileri atlayabiliyor; dikkatli olmak lazım. Taslağı dilekçeye çevirdikten sonra, bölüm ve paragraf boyutunda düzeltmeler ve ekler yapıyordum; çünkü Gemini bendeki kopyanın aynısını hafızasında tutamıyordu. Gemini'ın çok yardımı oldu.

Kaçak yapı örtbas şikayeti

Bu sayede, ilk olarak 27 Eylül'de kaçak yapı örtbası hakkındaki şikayet dilekçemi gönderdim. O dilekçede suç duyurusunda bulunduğum şey aslında kaçak yapının varlığı değildi. O konuda zaten şüphe yoktu, şahıslar da Belediye de kaçak yapıyı açıkça itiraf ediyordu. Zaten 100m2 betonarme bir kaçak yapıyı nasıl inkar edebilirsin ki.

Dolayısıyla, o dilekçemdeki suç duyurusunun konusu, bu şahısların nüfuz kullanarak Belediyedeki uzantılarıyla kaçak yapıyı defalarca örtbas etmeleri, Belediyeden defalarca Savcılığa ve Bakanlığa aldatıcı cevaplar vererek soruşturmaları kapattırmaları ve kesilen kaçak yapı cezasını usulsüzce iptal ettirmeleriydi.

Dilekçede şüpheli olarak, Çankaya Belediyesi ve diğer şahısları şikayet ettiğim için Savcılık şikayetimi 2'ye ayırmış; birisi memur suçları diğeri de şahıslar için. Buna tefrik deniyor.

Savcılık Memur Suçları Bürosu 3 hafta içinde KYOK verdi. Çünkü, Çankaya Belediyesine kaçak yapıyı sormuşlar, onlar da tekrar "kaçak yapının kapısı kapatıldığı için mimari plana uygun hale gelmiştir, yapacak birşey yoktur" şeklinde aklımızla dalga geçen bir cevap vermiş. Bu aslında Belediyenin adli ve idari makamlara verdiği üçüncü örtbas cevabıydı. Savcılık bürosu da buna itibar ederek, her ihmale ceza davası açılamayacağı ve idare/hukuk mahkemelerinde kendimin dava açabileceğim türünden bir gerekçeyle KYOK verdi.

Tabii ki KYOK'a SCH'da itiraz ettim. Çünkü, dilekçemin konusu kaçak yapıdan ziyade kaçak yapının örtbas edilmesiyle alakalıydı. İtiraz dilekçemde, bu şahısların Belediye olmadan 60 sene boyunca bu kaçak yapıyı nasıl örtbas edebildiklerini, Belediyeden adli ve idari makamlara örtbas cevaplarını nasıl çıkarabildiklerini, kesilen kaçak yapı cezasını nasıl iptal ettirebildiklerini sorguladım. Kısacası, bunların Belediyedeki uzantıları olmadan bu suçlar işlenemezdi.

Bisikletim için kendi bahçeme yaptırdığım 3 m2 PVC dolaba ceza yazan Belediyenin, Ankara'nın göbeğindeki bir apartmanın ortak alanında bulunan 100 m2 betonarme bir kaçak yapıya 60 senedir hiçbirşey yapmıyordu. Devletin gücü sadece bana mı yetiyor?

SCH'nin kararını bekliyoruz.

Hakaret kararına itiraz

Bu ilk kaçak yapı örtbas suç duyurusundan ve KYOK itirazından hemen sonra, Eylül sonunda, "Sapık" şantaj-hakaret davasında basit usul HAGB karar verildi. Yani, duruşma bile yapılmadan hükmün açıklanmasının geriye bırakılması ve 5 yıl boyunca aynı suçu işlemezse sanığın siciline bile kaydedilmeyeceği türden bir karar verildi.

Tabii ki bu karara itiraz ettim. İtiraz dilekçemde, bunun basit bir hakaret olmadığını, aslında apartmandaki diğer suçlar ve darp davasıyla alakalı farklı amaçlara hizmet eden bir şantaj girişimi anlattım ve bu davanın darp dosyasıyla birleştirilmesini talep ettim.

BYU HAGB kararı veren mahkeme itirazımı kabul etti; ama sanırım zaten kabul etmesi gerekiyormuş. Savcılık da dosyaya görüldü yazısı ekledi. Hakaret dosyası tekrar tevzi edildi, yani başka bir mahkemeye atandı.

Ama yeni mahkeme, duruşmalı genel usule geçeceğini söylediği aynı ara kararda karşı tarafa ön ödeme ihtaratı gönderdi. Yani, bu o kadar basit bir suçmuş ki, bırakın BYU HAGB'ı 13binTL para ödeyerek dava düşürülebilirmiş. Oysa, ön ödeme denen yöntem, İnternet'ten ve sosyal medyadan yapılan hakaretlerle ilgili açılan davaları hızlıca kapatmak için çıkarılan mahkemelerin iş yükünü azaltma yöntemiymiş. Bu "Sapık" şantajının o tür hakaretlerle hiçbir alakası yoktu. Böyle bir karar, 15 dakikalık kamera kaydı ve 18 sayfalık bilirkişi raporuna hakkını vermiyordu. Ön ödeme çıkaran bir mahkemenin duruşmasına tabii ki katılmayacağım; davayı ön ödeme ile düşürdüğünde itiraz edeceğim.

Kapıcı dairesi ve diğer şikayetler

30 Ekim'de kapıcı dairesi ve diğer konularla ilgili ikinci suç duyurusu dilekçemi de Savcılığa gönderdim. Dilekçede,

Gibi pekçok suç ihbarında bulunuyordum.

13 sayfa, 11 delil ve 15 tanıktan oluşan, çok dikkatli hazırladığım bu şikayet dilekçeme Savcılık Sahtecilik ve Dolandırıcılık bürosu 2-3 günde KYOK verdi. KYOK kararında aslında pek birşey yazmıyordu; belli ki Savcı dilekçeyi doğru düzgün okumamış bile. Kararda benim dilekçeyi kopyala yapıştır yapmış ve sonuna da "hukuki ihtilaf" demişti. Bu suçların hepsi, cinsel taciz dahil hukuki ihtilafmış!

Tabii ki hemen SCH'de itiraz ettim. Hatta Savcılığın yapması gereken soruşturmaları kendim yaparak; SGK'ya, ASKİ'ye ve Tapu Kadastro'ya şikayet dilekçeleri gönderdim. İtiraz dilekçemde, apartmanın niteliğinin betonarme olmasına rağmen avantaj sağlamak için tapuya kargir olarak kaydedilmiş olduğunu da belirttim.

ASKİ'nin yasa dışı drenajı örtbas şikayeti

Bu şahıslar, Ankara Büyükşehir Belediyesi ASKİ'ye yaptığım yasa dışı drenaj şikayetini de siyasi/bürokratik bağlantıları aracılığıyla 2 defa örtbas ettiler.

Bu nedenle, Aralık sonunda, evimi su basarken çektiğim kamera kaydı, ASKİ ile telefon görüşmelerinin ses kayıtları ve tüm diğer delillerle birlikte, ABB ASKİ ve bu şahıslar hakkındaki örtbas suç duyurusu dilekçemi Savcılığa gönderdim. Dilekçeye, yüksek düzeyli nüfuz kullanımı ve örtbas amacıyla apartmanın yıktırılmaya çalışıldığı şikayetlerini de ekledim. Sonucunu bekliyoruz.

Darp davasının ilk duruşması

Darp davasının ilk duruşması 16 Aralık'ta yapıldı. SCH'nin reddettiği yalancı şahidin saçmalıklarını bu mahkeme dinledi. Adamın mahkemeye söylediği ikamet adresi bile yalandı; verdiği adres matbaanın adresiydi. Biz de annemi ve yardımcı olan motokurye genci şahit olarak gösterdik.

Darp davasının mahkemesi hakaret davasıyla birleştirme taleplerimi ve anneme hakaretin detaylarını anlattığım dilekçeleri dikkate almadı, duruşmada lafı bile geçmedi; sadece duruşma zaptında müştekinin beyanları okundu yazıyor.

Mahkeme kamera kaydının bilirkişi raporunun hazırlanmasını istemişti. Ocak başında bilirkişi raporu yapıldı.

Annem, 13 Mart 2026'da buradaki bir mahkemede tanıklık yapacak.

Tedbir kararı talepleri

Aralık sonuna doğru, Çankaya Belediyesi ile ilgili KYOK itirazıma bakan SCH'ne gönderdiğim, apartmanın yıktırılmaya çalışılarak delillerin yok edilmesine karşı ivedi tedbir kararı talebime, SCH ve Savcılık olumsuz cevap verdi.

Ama, KYOK kararını veren aynı Savcılık Memur Suçları Bürosu, aynen KYOK kararının altına eklediği gibi, verdiği bu yeni KYOK kararında tekrar not düşmüştü: 27 Eylül'deki kaçak yapı örtbas şikayetimdeki şahıslarla ilgili yürütülen tefrik soruşturmanın devam ettiğini ve tedbir kararı talebimin kopyasının müzekkere ile o soruşturma dosyasına iletildiğini yazıyordu (müzekkere, yargıda savcılık ve mahkemeler arasındaki yazışmalara verilen isim).

2026

Tapu usulsüzlüğü şikayetleri

Ocak 2026 başında, tapu usulsüzlüğü şikayet dilekçeme cevap olarak, Çankaya Tapu Müdürlüğü, Ankara Kadastro Müdürlüğüne yönlendirdi.

Bunun üzerine, Ankara Kadastro Müdürlüğüne şikayet dilekçesi yazdım. Ankara Kadastro Müdürlüğü tapu usulsüzlüğünü ve kamu zararını gözardı ederek, şikayetimi sanki sadece cins değişikliği talebiymiş gibi cevapladı. İlgili kişilerin beyanname vererek cins değişikliği yapılabileceğini söylüyordu.

Bu geçiştirme cevaplar üzerine, sorumlular hakkında Savcılığa yaptığım şikayetin sonucunu bekliyoruz.

SGK şikayeti

Sigortasız kapıcı çalıştırılmasıyla ilgili SGK şikayetimin sonucunu bekliyoruz.

Örtbasa alıştık artık

Ama bugüne kadar devlet kurumlarından aldığım diğer cevapları düşününce sonucunu beklediğim başvurulardan pek umutlu değilim. Devlet kurumlarından gelen örtbas ve gözardı cevaplarına alıştık artık.

Basın-yayın ve gazetecilere ifşa

Ocak 2026 başında tüm bu suç zincirinin bir özetini, elimizdeki delilleri ve mevcut durumu anlattığım bir mesajı basın-yayın kurumlarına ve gazetecilere gönderdim.

Gazeteciler için "Dokunulmazlar" Apartmanı web sayfasını açtım.

X (Twitter @kwpnch) hesabı açıp sosyal medya üzerinden pekçok gazeteci ve haber kanalına bu sayfayı gönderdim.

Ocak sonu itibariyle kimseden cevap gelmedi; ilgilenen bile olmadı.

Analiz vs. Sentez

Yargı herşeyi küçük parçalara bölüp analiz yaparak, her birine ayrı ceza verme çabası içinde. Sentez yapamayan bu yaklaşım nedeniyle, tüm bu suç zinciri basitleştiriliyor, böylece yargının elinde para ödemesiyle kapatılabilecek kadar basit hakaret ve münferit darp davaları kalıyor. Bu yaklaşımla, içeriği hakaret, tehdit, gözdağı, iftira/şantaj, itiraflar ve yargıya/adalete meydan okumalarla dolu olan, 15 dakikalık kamera kaydı ve 18 dakikalık bilirkişi raporundan, sadece 1 saniyede söylenebilen, tek kelime "Sapık" hakareti ve davası çıkarılıyor. Aynen, hayatlarında ilk defa trafikte karşılaşıp kavga etmiş insanlar arasındaki hakaret davalarında olduğu gibi. Resmin bütününe bakan yok. Buna, "böl ve yönet" (divide and conquer) denmez, "böl ve basitleştir" (divide and simplify) denir, hem de elinde yargılamaya değecek kadar önemli hiçbir şey kalmayana kadar basitleştir.

3 Şubat'ta Hakaret davasının ilk duruşması var. Ama, davayı ön ödeme ile düşürmeye çalışan bir mahkemeye gitmeye niyetim yok. Buyursunlar davayı düşürsünler, ben arkasından itiraz ederim.

"Sapık" tabii ki aynı zamanda bir hakarettir. Ama, tüm diğer suçlarla alakalı olan ve şantajın parçası olan bu dava, eğer basit bir hakaret gibi ön ödemeyle düşürülecekse, şu basit soruya da cevap verilmesi gerekir: Şantajın ve azmettiricinin de yargılandığı tüm bu suç zincirini içeren dava nerede? O suçlar ve şahıslarla ilgili soruşturmalar devam ediyor. Yani, mahkeme ya o soruşturmaların sonucunu beklemeliydi ya da davaları birleştirmeliydi.

Kimse beni aksine ikna edemez. Çünkü, aksi halde analiz yapabilen ama sentez yapamayan, ağacı gören ama ormanı gözden kaçıran, virüs tarama modülünü gören ama üzerinde çalıştığı güvenlik sistemini göremeyen birisine benzeriz.

Sentezle birleştirilmeyen analizin anlamı olmaz. Resmin bütününe bakmadan, bölüp parçalayarak cezalandırmaya çalıştığın suçların sebeplerini anlayamazsın ve sonunda böyle ön ödeme ile davayı düşürmeye çalışırsın.

Tabii burada devlet memuru yaklaşımı da söz konusu olabilir. Devlet memurları kendilerini garantiye almaya çalışırlar; herşeyi en basit ve garantili hale getirirler. Zaten bunun aksini düşünerek haraket eden kişi devlet memuru olamaz; yoksa suç makinesi birisi AYM eski başkanının yakını çıkar, adamı oradan oraya sürerler.

Yani, buradaki amaç, aslında adaleti sağlamak değil. Devlet düzeni bozuluyormuş, dokunulmaz olduğunu düşünen birileri Ankara'nın göbeğinde kendi kanunlarını uyguluyormuş, önemli değil.

Ben her zaman devlet memuru ve politikacı yaklaşımlarıyla kavga ettim. Şimdi geri adım atacak değilim.

Adalet savaşı devam ediyor.